Amsterdam sakinleri moda ilhamını genelde şehir dışında, Paris’te ararmış — ama bu haftaki Amsterdam Fashion Week bu dengeyi bir güzel sarstı desem yeridir. Şehir, alışıldık mütevazı tavrını korurken bir yandan da kendi moda kimliğine sahip çıkan bir hafta geçirdi.

Hafta, Highsnobiety’nin Sabine Marcelis ve SolidNature imzalı mekânında düzenlediği ortak yemekle açıldı; lale bazlı votka ve yaratıcı mutfak, şehrin sanat camiasını yansıtan şık bir atmosfer yarattı. Tess van Zalinge ise on yıllık kariyerini bir depoda düzenlenen arşiv sergisiyle kutladı — yeni koleksiyon yerine, stilistlerle birlikte geçmiş tasarımlarını yeniden yorumlamayı tercih etti, ki bu da zanaatının yıllar içinde ne kadar olgunlaştığını gösteriyor.
Love Stories bir parkta badminton, moda sergisi, dondurma ve canlı müzikle bir aktivasyon düzenledi; bisiklet sepetlerine dantel kılıf geçirerek şehrin en ikonik ulaşım aracına kendi imzasını attı. Bilenler biliyor, Amsterdam’da bisiklet olmadan moda haftası düşünülemez. Lichting Foundation ise Rijksmuseum geçidinde genç tasarımcıları ağırladı; yılın ödülünü teknik ustalığıyla öne çıkan Arthur Wagenaar kazandı. Gecenin en akılda kalan anı ise Camiel Fortgens’in defilesiydi — kapanış saatinden sonra bir süpermarkette, reyonlar arasında düzenlenen podyum, tam anlamıyla Amsterdam’a özgü bir tavırdı.

Kısacası bu hafta gösterdi ki Amsterdam artık moda dünyasında kendi sesiyle konuşuyor; gösterişten uzak ama son derece özgün bir dille.
Siz de bir süpermarkette defile izlemek ister miydiniz? 🚲
